Gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gıda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Ergenlik Döneminde Beslenme

Ergenlik Döneminde Beslenme


Kalsiyum


Ergenlik döneminde kemik gelişimi iki kat hızlanır ve 20 yaşına kadar doruk kemik kitlesinin yüzde 90-95'ine ulaşılmış olur. Ergenlerin hızlı kemik gelişimini destekleyebilmek ve sonraki yıllarda osteoporoz oluşumunu engellemek için günde 1 200 mg kalsiyuma gereksinimi vardır.


Kalsiyum pek çok kaynakta bulunur. Süt ve süt ürünlerinin yans sıra, tofu ve soyada, nohut gibi baklagillerde, yeşil sebzelerde, kuru meyve ve kuruyemişte kalsiyum bulunur. Vejetaryen olmak, kalsiyum alımı açısından sorun teşkil etmez.


Diğer temel besinler


D vitamini: Kalsiyum, yalnızca bir ortaklığın yarısıdır: Kalsiyumun doğru dürüst emilebilmesi için, cildimize ulaşan güneş ışığından, margarin, krem peynir, kahvaltılık gevrek ve yağlı balıktan aldığımız D vitamininin yeterli olması önemlidir.


Magnezyum: İngiltere’de ergenlik çağındaki kızların yarısından fazlası, alınması tavsiye edilen günlük miktar olan 300 mg magnezyumu almıyor. Magnezyum kan şekerlerinin metabolizmasında ve DNA ile RNA oluşumunda kilit rol oynadığı için enerji üretiminde çok önemlidir. Ayrıca magnezyumun depresyon ya da kronik yorgunluktan yakınan gençlerde duygu durumunu yükselttiğine ilişkin kanıtlar da var.


En iyi magnezyum kaynakları şunlardır:


* Hububat ve kuruyemiş (özellikle kaju fıstığı ve badem)


* Muz


* Kakao


* Yabani havuç


* Avokado


* Koyu yeşil yapraklı sebzeler (ancak bu kaynaktaki magnezyumun emilimi daha güçtür)


Un, pirinç ve şekerin rafine edilmesi, içeriğindeki magnezyumu azaltır. Kepekli un, pirinç ve doğal şekerler (meyvelerden alınan) daha iyidir. Âdet görme ve çok fazla alkol ya da kahve tüketimi de bu gerekli minerali vücuttan çalar.


Magnezyumun çoğu, dokularda depolandığı için eksikliğinde ilk ortaya çıkan belirti bacaklarda kramp ya da ayak ağrısıdır. Magnezyum eksikliği âdet öncesi sendromunda da rol oynar. Yani evde âdet dönemi öncesinde anı anına uymayan, abur cuburla beslenmeye düşkün ve gizli gizli içki içen bir genç kız varsa, sıkıntı magnezyum eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Ona günde bir muz yedirerek bu durumun önüne geçebilirsiniz; bu gayet geçerli bir çözümdür!


Potasyum: Araştırmalar 15-18 yaşlarındaki her beş kızdan ikisinin tavsiye edilen günlük miktar olan 2 mg potasyumu almadığını göstermektedir. Potasyum, vücuttaki su dengesini düzenler ve kalp, sinir sistemi, kaslar ve böbreklerin işlevini sürdürmesini sağlar.


Alkol ve şeker potasyum depolarını tüketir.


Potasyum, aşağıdaki besinlerde bol miktarda bulunur:


¦ Kuru meyveler


¦ Muz


¦ Etli ve zariı, kabuksuz, küçük meyveler (çilek, kiraz vb)


¦ Sebzeler


¦ Süt


Potasyum eksikliğinin belirtileri, kas güçsüzlüğünü daha nadiren de düzensiz kalp atışıdır.

5 Ağustos 2011 Cuma

Kesme şeker büyüklüğünde tavuk yumurtası

Bursa’nın Mustafakemalpaşa İlçesi’nde Mehmet Cevher adlı çiftçinin tavuğu 5.10 gram ağırlığında yumurtladı.


Yumurtayı kuyumcudaki hassas terazide tartan Cevher, Guinness rekorlar kitabına girmek için başvurdu.


Mustafakemalpaşa’nın Tatkavaklı Köyü’nde oturan ve evinin bahçesinde 20 tavuk besleyen Mehmet Cevher, yumurtaları toplamak için kümese gitti. Mehmet Cevher, tavuklarından birinin yumurtladığı yumurtanın çok küçük olduğunu görünce şaşırdı.


Cevher, yumurtayı gördüğünde önce tavuk yumurtası olmadığını, başka bir hayvanın yumurtası olduğunu düşündüğünü kaydetti. Cevher, “Dikkatli inceleyince tavuk yumurtası olduğunu anladım. Şaşkınlığımı üzerimden atınca doğru torunumun yanına gittim ve internette araştırmaya başladım. Guinness rekorlar kitabında Beyaz Rusya’dan 6.27 gramlık bir tavuk yumurtası olduğunu görünce de hemen bir kuyumcuya gidip tarttırdım ve yumurta 5.10 gram geldi. Ben de Beyaz Rusya’nın elinde olan bu rekoru Türkiye’ye mal etmek istedim. İnternet üzerinden gerekli başvuruları yaptım cevap bekliyorum” dedi.

İspanya Etten Tavuğa Döndü

Euro Bölgesi’nin sorunlu ülkesi İspanya’da ekonomik kriz halkın günlük alışkanlıklarını da ister istemez değiştirmeye başladı. İşsizliğin yüzde 21'i aştığı ülkede ardı ardına alınan kemer sıkma önlemlerine karşı ekonomik istikrar sağlanamayınca halk başta gıda olmak üzere her alanda harcamalarını kıstı. 5 milyonu aşkın işsizin bulunduğu İspanya’da ulusal medya halktaki bu değişimi manşetlerine taşıdı. El Pais gazetesi, “İspanyollar etten tavuğa geçti. İşsizlik ve ekonomideki güvensizlik ailelerin gıda alışkanlığını değiştiriyor” başlığı altında verdiği haberde, ciddi ekonomik sıkıntı yaşayan halkın daha ucuz olan gıda ürünlerine yöneldiğini yazdı. İstatistiklere göre, satışlarda dana etinde yüzde 3.4 kuzu etinde yüzde 10 ve domuz etinde yüzde 4.8 azalma yaşanırken, daha ucuz olan tavuk etinde yüzde 1.5'lik bir artış görüldü.


SATIŞLAR DAHA DA DÜŞECEK
Ayrıca, tazesinden daha ucuz olan dondurulmuş balık ve et ürünlerinin de satışında artış yaşandı. Konuyla ilgili görüşü sorulan İspanya Ticaret Konfederasyonu Başkanı Manuel Garcia Izquierdo, “Henüz dibe vurduğumuzu sanmıyoruz. Ama dayanıklıymış gibi görünsek de et satışlarının daha da ineceğini düşünüyoruz” diye konuştu.


KOBİ iflasları tavan yaptı
İspanya’da kriz Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri de (KOBİ) vurdu. 2011'in ilk çeyreğinde bin 803 KOBİ iflas bayrağını çekti. İspanya Ulusal İstatistik Enstitüsü’ne göre, 2010'un ilk çeyreğine oranla 2011'de iflas açıklayan şirketlerin oranında yüzde 5.9'luk rekor bir artış oldu. Bu yıl ilk çeyreğinde iflasa sürüklenen sektörlerin başında inşaat ve emlak geldiği kaydedildi. INE, iflas eden şirketlerin yüzde 74.9'unun 49 kişiden az işçi çalıştırdığını ifade etti.

29 Temmuz 2011 Cuma

“2050′de dünya nüfüsunu besleyebilmek için özel yatırımlar yüzde 50 artmalı”

Birleşmiş Miller Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Direktörü Dr. Jacques Diouf, FAO’ya göre 2050 yılında 9 milyara ulaşacak olan dünya nüfusunu besleyebilmesi için gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşen özel yatırımların yüzde 50 artırılması gerektiğini söyledi.


FAO Genel Direktörü Diouf, 4. Birleşmiş Milletler En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı kapsamında düzenlenen Sorumlu Tarımsal Yatırımlar özel oturumunda yaptığı konuşmada, sürdürülebilir yabancı yatırımların teknoloji transferi, gelir artışı ve daha fazla iş imkanı yaratması sayesinde özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyüme sağlayacağını belirtti.


Oturuma Diouf ile eşbaşkanlık yapan Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker de tarıma acilen yatırım yapılması çağrısında bulundu. Tarıma yapılan yatırımların artan nüfusun ihtiyacını karşılayacak şekilde artmadığını belirten Bakan Mehdi Eker, gıda ve finans krizlerinin uluslararası topluluğun ve kuruluşların çalışmalarını aksattığı konusunun altını çizdi.


Dr. Jacques Diouf, konuşmasında bu tür yatırımların ekonomik sosyal ve politik olarak sürdürülebilir olması için, tüm paydaşların ihtiyaçlarını da göz önüne alacak şekilde dengeli ortaklıkların kurulması gerektiğinin altını çizdi. Yatırım öncelikleri çerçevesinin de çok net şekilde belirlenmesi gerektiğini belirten FAO Genel Direktörü, ihtiyaçlar, fırsatlar ve yatırım miktarları arasında da dengeli bir yaklaşımın önemli olduğuna dikkat çekti.


Diouf, global gıda ve beslenme güvencesinin sağlanabilmesi için açlık ve yetersiz beslenmenin gerçek nedenlerinin de doğru bir şekilde ele alınarak ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu vurguladı.(CİHAN)

Ayçiçeği Lifiyle Obeziteye Çözüm Arayışı

Konya’da Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri, obeziteyi önlemeye yönelik araştırmalarında, ayçiçeği bitkisinin beyaz lifsi yapısını kurutarak toz formuna dönüştürdü. Ardından bu madde salam ve sosis gibi et ürünlerinin üretiminde katkı maddesi olarak kullanıldı. Lifsi bileşenin, su tutucu özelliğe sahip olmasından dolayı salam ve sosisi tüketen kişide suni tokluk hissi verdiği ortaya çıktı.


Araştırma başkanı Prof. Dr. Mustafa Karakaya, aşırı derecede karbonhidrat içeren ya da yüksek enerjili gıdaların tüketilmesi durumunda vücutta yağ birikimi ve buna bağlı olarakta obezite sorununun ortaya çıktığını belirtti. Obezite sorununa çözüm bulmak için araştırma çalışmasına başladıklarını ifade eden Prof. Dr. Karakaya, şunları söyledi:


“Yaklaşık bir yıldır bu araştırma üzerine çalışma gerçekleştirdik. Bu çalışmamızda en önemli gıda maddesi olan et ve et ürünleri üzerinde çalışma yaptık. Ayçiçeği bitkisinin beyaz lifsi yapısını kurutarak toz formuna dönüştürdük. Ardından bu maddeyi salam, sosis gibi et ürünlerinin üretiminde katkı maddesi olarak kullandık. Lifsi bileşenin, su tutucu özelliğine sahip olmasından dolayı salam ve sosisi tüketen kişide suni tokluk hissi verdiği ortaya çıktı. ”


Araştırmanın obezite sorununa çözüm noktasında katkı sağlayacağını düşündüğünü belirten Prof. Dr. Mustafa Karakaya, “Lifsi bileşenler sindirim sisteminde suyu tutarak, sulu yumuşak bir yapı oluşturmakta ve bu özellikten dolayı özellikle suni bir tokluk hissi vererek insanların aşırı derecede gıda maddesi tüketmesini ve yüksek enerjili gıdaların tüketilmesini kısmen önleyici özelliğe sahiptir. Tabii bundan sonraki süreçte gıda sanayinin bu çalışmalardan elde edilen sonuçları pratiğe dönüştürmesi gerekir. Pratikte, marketlerde satılan ürünlerin üretimi sırasında, ayçiçeği bitkisi lifi tozu katkı maddesi olarak ilave edilmesinin sonucunda ortaya yeni ürünler çıkması söz konusu olabilecektir. Obezite sorunu yaşayan insanların bu sorunu çözmelerinde önemli bir katkı sağlayacağı kanaatindeyiz” dedi.

Bu da vitamin deposu uşkunlu dondurma

- 60 GRAM UŞKUNDA BİR SANDIK PORTAKALA EŞ DEĞER C VİTAMİNİ BULUNDUĞUNU SAVUNAN HESKADER BAŞKANI KAÇMAZ, VALİ TÜRKER’E UŞKUNLU DONDURMA İKRAM ETTİ



HAKKARİ (İHA) – Hakkari Eğitim Sanat Kalkınma ve Araştırma Derneği (HESKADER) Başkanı Sefer Kaçmaz, Hakkari, Ağrı, Van ve Bitlis gibi birçok bölgede bolca yetişen kanser başta olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiği belirtilen doğal bitki uşkundan dondurma yaparak Hakkari Valisi Muammer Türker’e ikram etti.


Sefer Kaçmaz, yaklaşık bir yıl önce uşkundan kek yaparak Hakkari Valisi Muammer’e ikram etmişti. Kaçmaz bu defa ise vitamin deposu olan uşkun dondurması yaparak Vali Türker’e ikram etti. Uşkunun yararları hakkında Vali Muammer Türker’e bilgi veren Sefer Kaçmaz, 60 gram uşkunda bir sandık portakala eş değer C Vitamini bulunduğunu söyledi. Kaçmaz, “Uşkun A, E ve C vitamini bakımından zengin olduğundan ne kadar çok tüketilirse herhangi bir yan etkisi görülmemiştir. Halkımız tarafından şifalı bir bitki olarak da bilinmektedir. Bu özelliklerinden dolayı bilimsel olarak araştırılması ve mineral değerinin tespit edilebilmesi uşkunun işsiz yöre için önemli bir geçim kaynağıdır. Türkiye’de dondurma pazarı 900 milyon TL’lik bir büyüklüğe sahip. Dünya dondurma pazarının yıllık hacmi 52.3 milyar Euro’dur. Uşkunu dondurma sektörüne kazandırılarak her mevsim tüketilmesini sağlayabiliriz. Dondurmanın pastörize sütten yapılması ve hijyenik koşullarda üretilmesi çok önemlidir. Yüksek miktarda süt içermesinden dolayı besin değerleri açısından zengindir. Dondurmada protein, karbonhidrat ve yağın yanı sıra; A, B, C, D ve E grubu vitaminlerle birlikte kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineraller de bulunuyor. Uşkun gövde kısmının kek ve benzeri ürünlerde aroma olarak değerlendirilmesi, yaprak ve köklerinin il ve ülke ekonomisine kazandırılması çalışmalarının başlatılması gerekmektedir” dedi.


Vali Muammer Türker ise, daha önce uşkundan kek yaparak kendisine ikram eden ve şimdi de uşkundan dondurma yaparak yörenin değerlerine sahip çıkan Sefer Kaçmaz’ teşekkür etti. Türker, “Uçkunlu dondurmaya olan talep çok artarsa uşkunu nasıl bulacağız. Kaçmaz, onun formülünü de bize buldu. Bahçelerde yetiştirmek ve kültür bitkisi haline getirmek yöntemi verdi. Ben Muş ilinde çalıştığım dönemlerde uşkunla tanıştım. Aslında biz SODES’ten proje yaparak üniversiteli öğrencilerimizi Tarım İl Müdürlüğü ile irtibatlandırarak Hakkari’nin bu değerini ortaya çıkartmak, ülkenin diğer kısımlarına tanıtmak, ticari ve endüstriyel olarak nasıl değerlendirilebileceğini araştırmak istiyoruz. İnsanlar tarafından severek tüketilen bir gıda maddesine malzeme olması da güzel bir şey. Uşkunu herkes bulamayabilir, ancak dondurma haline getirilirse herkes onun vitamininden faydalanabilir” dedi.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Edirne’nin beyaz peynirine patent

Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Genel Sekreter Vekili Nevzat Taşkın, Türk Patent Enstitüsü tarafından Edirne beyaz peynirinin tescillenmesinin mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.


Taşkın, beyaz peynirin ana vatanının Edirne olduğunu ve Türk Patent Enstitüsü’nün (TPE) tesciliyle bunun bir kez daha kanıtlandığını söyledi.


Taşkın, ETSO olarak 2004 yılında Edirne beyaz peynirinin tescili için TPE’ye başvurduklarını ifade ederek, şunları söyledi:


”ETSO olarak, bölgesel kalkınma çalışmalarımızda kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerimizi ayağa kaldırmak üzere pek çok proje ve çalışma hazırladık. Bunlar içinde badem ezmesinden tutun da süpürgecilik, mis meyve sabunculuğu gibi pek çok canlandırılması gereken meslekler vardı. Meslek komitelerinin çalışmalarının içinde Edirne beyaz peyniri de vardı. Beyaz peynir, 23 Ekim 2007'de TPE tarafından tescillendi. TPE tarafından beyaz peynirimizin tescillenmesinin mutluluğunu yaşıyoruz.”


Gıda üretiminde en önemli unsurun, kontrol edilebilirlik ve izlenebilirlik olduğunu hatırlatan Taşkın,”Tescillenmiş ürün, kalitenin onaylanmasıdır. Bir anlamda Edirne beyaz peynirinin kalitesi ve lezzeti onaylanmıştır” dedi.


-KORSAN PEYNİR ÜRETİMİNE KARŞI DENETİM-


Tescille birlikte taklit Edirne beyaz peyniri üretiminin de önüne geçileceğini ifade eden Taşkın, ”Biz beyaz peynirimizi tescil ettirdik. Korsan üreticiler ortadan kalkacak. Edirne beyaz peynirini üretmek isteyen üretici, üretim iznini alarak üretim yapabilecek” dedi.


Taşkın, Edirne beyaz peynirinin teknik özelliklerinin uygunluk kontrollerinin yılda 2 kez yapılacağını belirterek, şöyle konuştu: ”ETSO koordinasyonunda, ETSO temsilcisi, tarım il müdürlüğünden 1 gıda kontrolörü, ETSO’ya kayıtlı 1 üreticiden oluşan 3 kişilik denetim kurulu tarafından yılda 2 kez üretimin yoğun olduğu mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül aylarında, tüketici şikayetleri üzerine ve gerekli görüldüğü hallerde her zaman denetim yapılarak rapor hazırlanacak. Ancak, korsan Edirne beyaz peyniri üreticileri, mahkeme aracılığıyla bilirkişiler tarafından tespit edilecek ve ardından bu kişiler hakkında yasal işlem başlatılacak.”


-EDİRNE BEYAZ PEYNİRİNİN SIRRI…

Edirne beyaz peynirinin, TPE tescil belgesinde, ”Edirne ili ve ilçelerindeki süt hayvanlarından alınan taze sütlerin 65-68 santigrat derecede 20-30 dakika pastörize edilip peynir mayasıyla pıhtılaştırıldıktan sonra fazla suyu süzülen, şekil verilip salamura edilen ve soğuk hava deposunda olgunlaştırılmasıyla elde edilen peynir” olarak tanımlandığını kaydeden Taşkın, Edirne beyaz peynirinin üretim teknolojisi açısından en belirgin özelliğinin ise üretimde sadece süt, maya ve tuz kullanılması ve ürün katkı maddesi ya da yardımcı herhangi bir madde içermediğini kaydetti.


KAYNAK: www.kentselhaber.com

Mineralli Tavuk

Çin’deki son gıda skandalında, tavuklara dolgunlaşsınlar diye sanayide ve tıpta kullanılan mineraller verildiği ortaya çıktı.


China Daily’nin haberine göre, güneydeki Çongking kentinde, bazı tüketicilerin canlı tavukların sindirim sisteminde “bilinmeyen maddeler” bulunduğu yönündeki şikayeti üzerine polis harekete geçti.


Cumartesi günü iki kamyona operasyon düzenleyen polis, bin kadar tavuk ele geçirdi ve bunlar üzerinde yapılan incelemede, tavukların X ışınlarını yansıtmamada ve petrol ve gaz aramasında kullanılan barit tozuyla beslendikleri ortaya çıktı.


Çin’de gıda sektöründe sık sık bu tür skandallar ortaya çıkıyor. 2008'de, içine sanayide kullanılan bir kimyasal olan melamin karıştırılan süt tozu yüzünden en az 6 çocuk ölmüş, 300 bin kadar çocuk hastalanmıştı.


AA

Tgdf Gıda Ve İçecek Sanayi 2010 Envanteri

TGDF GIDA VE İÇECEK SANAYİ 2010 ENVANTERİ -TÜRKİYE GIDA VE İÇECEK SANAYİ DERNEKLERİ FEDERASYONU BAŞKANI KOPUZ: -”HEMEN HER YIL YÜKSEK ORANDA DIŞ TİCARET FAZLASI VEREN GIDA VE İÇECEK SEKTÖRÜMÜZ, ESKİSİNDEN ÇOK DAHA FAZLA DESTEKLENMELİDİR”
İSTANBUL (A.A) – Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz, ”Hemen her yıl yüksek oranda dış ticaret fazlası veren gıda ve içecek sektörümüz, eskisinden çok daha fazla desteklenmelidir” dedi.
TGDF’nin bu yıl dördüncüsünü hazırladığı TGDF Gıda ve İçecek Sanayi 2010 Envanteri’nin açıklanması amacıyla Swissotel’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Kopuz, sektörün hemen her yıl ortalama yüzde 200 gibi yüksek oranda dış ticaret fazlası verdiğine dikkati çekerek, bu yıldaki siyasi ve ekonomik gelişmelerin, sektörün eskisinden daha fazla desteklenmesi gerektiği sonucunu ortaya çıkardığını ifade etti.
Kopuz, ülke ekonomisi içinde 4 büyük üretim sektöründen biri durumunda olan gıda ve içecek sanayinin, bu derece yüksek bir oranda dış ticaret fazlası veriyor olmasını ve Türkiye ortalamasının üzerinde bir ihracat artışı yakalamasını gurur kaynağı olarak gördüklerini belirtti.
Dünyadaki gelişmelere de değinen Kopuz, bu yılın ilginç bir yıl olmaya devam ettiğini dile getirerek, ”Küresel gıda krizinin yaşandığı 2008 yılında bile gıda, bugünkü kadar konuşulmamıştı” diye konuştu.
Kopuz, son dönemde yapılan araştırma ve açıklamaların, gıda güvenliği ve güvenli erişim konusunda dünyada yaşanan sıkıntıyı ortaya koyduğunu kaydederek, bunun madalyonun bir yüzü olduğunu, diğer yüzünde ise artış eğilimini devam ettiren dünya gıda fiyatlarının varlığının, bunların bir sonucu olarak açlığın, ne yazık ki halen tehdit olmaya devam ettiğini kaydetti.
Diğer yandan petrol fiyatlarının, tarım, gıda ve içecek sektörlerini etkileyecek derecede yüksek olduğunu vurgulayan Kopuz, dünyanın bazı bölgelerinde halen devam eden siyasi istikrarsızlıkların, petrol üzerinden emtia fiyatlarını etkilediği gibi, biyoyakıta ayrılan tarım ürünleri nedeniyle de fiyatların üzerinde oluşan baskının devam ettiğini söyledi.
Kopuz, öte yandan 2050 yılına kadar 65 ülkenin daha su kıtlığı çeken ülkeler sınıfına dahil olacağının uluslararası kuruluşlarca belirtildiğini anlatarak, ”2011'in dünyasında geleceğimizi şekillendirecek 3 ana konu var; bunlar tarım, gıda ve enerji. Hepsinin temelinde ‘sürdürülebilirlik’ kaygısı ve çabası bulunuyor” dedi.
-”KIRSAL KALKINMA, GIDA VE İÇECEK SANAYİNİN GELİŞMESİ İLE MÜMKÜNDÜR”-
Türk gıda ve içecek endüstrisinin sürdürülebilirliğinin de bu küresel gelişmelerin önemli bir kısmını oluşturduğunu belirten Kopuz, gelecekte Türk gıda ve içecek sanayini bekleyen küresel zorluklarının farkında olduklarını, bu nedenle de federasyon olarak sektörün önümüzdeki yıllarına yön verecek ve rekabet gücünü artıracak global vizyonunu ortaya koymaya hazırlandıklarını kaydetti.
Kopuz, nisan ayı sonunda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından açıklanan ”Türkiye’deki Tarımsal Politika Reformlarının Değerlendirilmesi” raporunu anımsatarak, ”Tarımsal üretimde dünya yedincisi olduk. ‘Neden gıda ve içecek sektörü olarak da yedinci hatta daha üst sıralarda olmayalım’ sorusunun cevabının, herkes tarafından iyi irdelenmesi gerekiyor” diye konuştu.
Kopuz, ”Kırsal Kalkınma, gıda ve içecek sanayinin gelişmesi ile mümkündür. Gıda ve içecek sanayinin gelişmesi ise tarım-sanayi entegrasyonu ve geleceğe dair tarımsal üretim, hammadde, ithalat ve ihracat planlarının gıda sanayinin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmasından geçmektedir” diye konuştu.
-GIDA ENVANTERİ-
Şemsi Kopuz, gıda güvenliği konusunun, TGDF olarak üzerinde odaklandıkları dört temel konudan biri olduğunu belirterek, TGDF’nin gıda güvenliğinin yanı sıra tüm çalışmalarını çevre, tüketici ve ticaret-rekabet konularını esas alan politikalar çerçevesinde yürüttüğünü ifade etti. Kopuz, TGDF Gıda ve İçecek Sektörü 2010 Envanteri’nin, bu dört temel konu üzerinde sektörel politikalar oluşturabilmesi için güncel bilgi kaynağı olduğunu vurguladı.
TGDF Kurumsal İletişim Direktörü İlknur Menlik de, TGDF’nin gıda ve içecek sanayisinin uluslararası arenadaki en büyük ve etkili organizasyonu olan Avrupa Birliği (AB) Gıda ve İçecek Endüstrileri Konfederasyonu’na (CIAA) 2006 yılından bu yana üye olduğunu kaydetti.
CIAA’nın 2010 yılı iş hacminin 965 milyar avro olduğunu anlatan Menlik, sektörün yüzde 13,5'lik istihdam payı ile AB üretim sanayinin en büyük istihdam oranına sahip olduğunu kaydetti.
Menlik, küresel ihracatta AB pazar payının yüzde 17,5 olduğunu, ihracatın 58,2 milyar avro, ithalatın 57,1 avro, dış ticaret fazlasının ise 1,1 milyar avro seviyesinde bulunduğunu dile getirerek, Türkiye’nin AB ithalatında 8. sırada yer aldığını anlattı.
Türkiye’de sektörde 34 bin 781 adet işletmenin faaliyet gösterdiğini belirten Menlik, 328 bin 653 kişinin istihdam edildiğini, çalışanların 317 bin 713'ünün gıda sanayinde, 10 bin 940'ının ise içecek sanayisinde çalıştığını bildirdi.
Menlik, Türkiye’de 2010 yılı içerisinde 63 yabancı sermayeli firmanın daha faaliyete başladığına dikkati çekerek, gıda ve içecek sanayisinde toplamda 467 yabancı sermayeli firmanın faaliyet göstermekte olduğunu kaydetti.
Hanehalkı harcamaları içinde en yüksek ikinci payı yüzde 23 (388 TL) ile gıda ve alkolsüz içecek harcamalarının oluşturduğunu anlatan Menlik, en yüksek payı yüzde 28,2 ile konut ve kira harcamalarının aldığını belirtti.
Menlik, gıda ve alkolsüz içecek harcamaları payının en yüksek olduğu bölgenin yüzde 33,1 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi olduğunu, yüzde 18,9 ile İstanbul bölgesinin en düşük bölge olduğunu anlattı.
Türkiye ekonomisinin 2010 yılında yüzde 16 oranında büyüdüğünü hatırlatan Menlik, Gıda ve İçecek Sanayi’nin aynı dönemde yüzde 18,1 oranında büyüdüğünü, yıllık Üretici Fiyat Endeksleri (ÜFE) fiyatlarının en fazla arttığı sektörün yüzde 60,5 ile ”Et ve Et Ürünleri Sektörü”, en düşük fiyat artışının ”Süt Ürünleri ve Dondurma Sektörü’nde gerçekleştiğini ifade etti.
İlknur Menlik, gıda ve alkolsüz içecekler grubunda fiyat artışlarının yıl sonunda yüzde 7,02 oranında, alkollü içeceklerde ise yüzde 24,66 gibi oldukça yüksek bir seviyede gerçekleştiğini dile getirerek, Türkiye genelinde Tüketici Fiyat Endeksleri (TÜFE) değerinin ise yüzde 6,40 ile her iki gruba göre daha düşük olduğunu kaydetti.
Gıda ve içecek sanayisinde tahsis edilen yatırım teşviklerinin de 2009 yılında yüzde 49,5 oranında azalırken, 2010 yılında yüzde 188,5 oranında arttığını söyleyen Menlik, yatırım teşviklerinde 214 milyon TL ile İstanbul’un ilk sırada yer aldığını kaydetti.

Turşu yapımında dikkat edilecek hususlar

Turşu yapımında dikkat edilecek hususlar…


İyi bir turşu yapılabilmesi için, salamuradaki tuz oranının çok iyi ayarlanması gerekir.


Aksi halde,turşu ya yenemeyecek kadar tuzlu, ya da az tuzlu olur. Tuz oranının az olması ise, istenmeyen zararlı canlılann üremesine ve yumuşamaya neden olur.Turşu yapımında sebzeler, %4-5 tuzlu suda ekşimeye bırakılır. Sebzeler üzerine salamura döküldügünde, sebze ve salamura arasındaki tuz alışverişi nedeniyle, salamuranın tuz oranı azalır. Bunun için, hazırlanacak salamuranın, baslangıçtaki tuz oranı daha yüksek olmalıdır. Ya da, kontrol edilerek ekşilen tuz ilave edilebilir. salamura, turşusu kurulacak sebze üzerine döküldügü zaman, tuzun bir kısmı sebzenin içerisine girer.
Böylece birkaç gün sonra tuz oranı %4’e düşer ve daha aşağı inmez.Salamura hazırlanırken; %8 tuzlu su yapmak için; 80 gr. tuz 1 litre suda eritilir. Eger bir litreden fazla salamura gerekli ise, suyun her litresi için 80 gr tuz hesaplanır.Eğer tuz tartılamıyorsa, o zaman %8 tuzlu su, pratik olarak şöyle yapılabilir: Suyun her litresi için 5 yemek kaşığı silme tuz hesap edilir.%10 tuzlu su hazırlamak için 100 gr (veya 6 yemek kaşığı) tuz 1 litre suda eritilir. Eğer istenirse, turşuya, salamuranın %10’u oranında sirke ilave edebilirsiniz. Sebze Seçerken; Turşu yapacağınız sebzeleri seçerken sert, taze, kabuklarının parlak görünümlü ve zedelenmemiş olmasına özen gösterin. Sebzeler ne kadar taze ve diri olursa turşunun dayanma süresi de o kadar artar. Mutlaka turşuluk tuz olarak iri kaya tuzunu kullanın. Çünkü rafine tuz turşunun kısa zamanda yumuşamasına neden olur.Turşuyu, ekşimesi için 18~20°C sıcaklıkta 4-6 hafta bekletin. Turşu olgunlaştıktan sonra, daha serin bir yerde muhafaza edin. Turşunun üzerinde beyaz, kalın bir zar halinde maya tabakası oluşursa, bunu temizleyin.