Goruntuleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Goruntuleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2011 Salı

Kimyasal Sift Goruntuleme

Kimyasal Şift Görüntüleme


Kimyasal şift görüntülemede daha önce de belirtildiği üzere yağ ve suda bulunan protonların salınım frekans farklılığı temel alınmaktadır. Bu yöntemde yağdaki metilen piki ile su piki arasındaki rölatif kimyasal şifte göre TE belirlenmekte ve buna göre in ve out faz (IOP) görüntüler oluşturulmaktadır. Bu rölatif kimyasal şift, 1.5T cihazda, vücut ısısında -217 Hz’dir. Yağ moleküllerinin suya göre 217 Hz daha yavaş olması su ve yağdan gelen sinyallerin 1.5 T cihazda her 4.6 ms’de bir aynı yönde olmasını, 2.3 sn’de bir ise ters yönde olmasını sağlamaktadır. Buna göre, in-faz imajlarda su+yağ toplam sinyali elde edilirken, out faz imajlarda su-yağ sinyali elde edilir. Out faz imajlarda in-faz’a görece izlenen sinyal kaybı dokunun yağ içerdiğini göstermektedir.


1984 yılında ilk kez Dixon tarafından tanımlanan iki-nokta yönteminin manyetik alan (B0) inhomojenitelerine duyarlılığının önüne geçmek için 1991 yılında Glover tekniğe 3. bir görüntü ekleyerek üç-nokta yöntemini geliştirmiştir . Bu yöntem üzerinde pek çok değişik çalışmalar bildirilmiş ve bu yöntemin sadece B0 inhomojenite etkilerini azaltması değil aynı anda su ve yağ bilgisi içeren görüntüleri bir arada alabilmesi kantitatif yağ ölçümü için umut vaat etmiştir. Pineda ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen ilk geniş kapsamlı gürültü analiz çalışmasıyla, “Fast Spin Echo” (FSE) sekansıyla 3 nokta su-yağ ayırımının uygun inceleme ekolarının su ve yağ fazları arasında –n/6, n/2, 7H/6 faz olduğu gösterilmiştir. Ancak karaciğerde mevcut yağ miktarının uygun hesaplanması ancak MRG’de öngörülen tüm sapmalar düzeltilerek yapılabilir. Bu sapmalar ve düzeltilme yöntemleri şunlardır:

1. T1 öngörüsü: T1 ağırlıklı görüntülemelerde T1 relaksasyonu uzun olan proton (su) kısa olanın (yağ) sinyalini arttırmaktadır. Bu etkiyi ortadan kaldırmak için görüntünün T1 ağırlığını azaltmak gerekmektedir ve bu flip angle (FA) 5° yapılarak sağlanır.


2. T2* (görünen T2 relaksasyon zamanı) etkisi: Yağ-su ayrımı metodlarında değişik eko zamanlarının kullanılması T2* etkisinin oluşmasına sebep olur. Özellikle demir birikimi bu etkiyi arttırmaktadır ve yanlış ölçüme sebep olabilir. Bu sebeple incelemede T2* hesaplanarak düzeltme yapılır.


3. Yağın spektral karmaşıklığı: NMR spektrumunda yağın en az 6 piki bulunmaktadır ve uygun hesaplama için tüm bu yağ piklerinin değerlendirilmesi gerekir.


4. Gürültü öngörüsü: Ayrı olarak hesaplanan yağ ve su görüntülerinin yağ yüzdesi hesaplamak için bir araya getirilirken oluşabilecek hatalardır. Bu da Liu ve arkadaşları tarafından geliştirilen faz kısıtlı ya da manyetik ayırımı teknikleriyle aşılabilmiştir.


5. Girdap etkisi: Değişik eko zamanlarında alınan kompleks görüntülerde gradientlerin hızlı açılıp kapanması faz şiftine yol açmakta, bu da yağ yüzdesi hesaplamalarını bozabilmektedir. Bu etki de Yu ve arkadaşları tarafından geliştirilen hibrid-kompleks manyetik yaklaşımı ile çözülmektedir.


Tariflenen etkilerin düzeltilmesi ile geliştirilen kimyasal şift etkisi ile yağ-su ayrımı yöntemlerinden son tanımlananlardan biri MR IDEAL-QUANT yöntemidir.

Manyetik Rezonans Goruntuleme MRG

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)


MRG karaciğerdeki yağ birikimini belirlemede ve karakterize etmede günümüzde kullanılan en spesifik görüntüleme modalitesidir. MRG’nin iyonizan radyasyon içermemesi sebebiyle çocuk ve erişkinlerde güvenli kullanımı, tekrarlanabilirliğini sağlamaktadır. MRG, T1 relaksasyon ve kimyasal şift özelliklerine göre yağı diğer moleküllerden ayırabilmektedir. Konvansiyonel T1A incelemelerde karaciğerde yağ, artmış intensite olarak görülmekle birlikte konvansiyonel incelemelerin karaciğer yağlanmasının gösterilmesinde duyarlılığı düşüktür. Yağ miktarını belirlemek için MRG’de kimyasal şift görüntüleme ve MRS yöntemleri kullanılmaktadır. Bu iki yöntem de temel olarak, trigliserid yağ asidi zincirlerinde bulunan metilen gruplarındaki (-CH2) protonlarla, suda bulunan (­OH) protonların salınım frekanslarının farklılığına, yani kimyasal şift farkına bağlı su ve yağ moleküllerinin ayırımına dayanmaktadır.


Meme Goruntuleme Yontemleri

Meme Görüntüleme Yöntemleri


Kseroradyografi nedir: Kseroradyografi yumuşak dokuların daha iyi görüntülenmesi amacıyla geliştirilmiş radyolojik bir yöntemdir. X-ışını, imaj reseptörü olarak röntgen filmi yerine üzeri selenyum tabakası ile kaplanmış ve elektriksel olarak şarj edilmiş alüminyum plaka üzerine düşürülmektedir. Bu incelemenin en önemli avantajı görüntü kalitesi ve yumuşak doku planlarının kontrast rezolüsyonunun daha yüksek oluşudur. Alınan X-ışını dozunun daha fazla ve incelemenin pahalı oluşu yöntemin yaygın kullanımını sınırlamaktadır.

Meme Ultrasonografi: US, ultrasonik dalgalar oluşturan ve transduserler aracılığı ile görüntü elde edilen bir tanı yöntemidir. Her yerde bulunabilen, kolay uygulanabilen, ucuz, radyasyon içermeyen bir tetkiktir. Meme incelemesinde yüksek rezolüsyonlu lineer transduserler kullanılmalıdır. Beş-oniki MHz‘li proplar yeterli penetrasyon sağlar. US incelemede tüm kadranlar sagital ve transvers planda taranmalıdır. US mamografide saptanan radyoopak lezyonların iç yapılarının değerlendirilmesinde üstünlüğü tartışılmaz bir yöntemdir. Bu nedenle günümüzde mamografinin tamamlayıcısı durumundadır . Ayrıca palpabl kitlesi bulunmayan ve 35 yaşından küçük kadınlarda primer görüntüleme yöntemi olarak seçilmelidir. Memenin US incelemesi aşağıdaki amaçlar için kullanılır.

1. Gereksiz biyopsiyi önleme yardım eder.

2. Gereksiz kısa dönem takiplerinin önlenmesine yardım eder.

3. Girişimsel işlemlere rehberlik eder.

4. Mamografide asimetrik dansite saptanan lokalizasyonda kitlenin ekarte edilmesi amacıyla kullanılır.

5. Mamografide tüm konturlarıyla görülemeyen lezyonların değerlendirilmesinde kullanılır.


Manyetik rezonans nedir: MR güçlü bir manyetik alan içerisine alınan dokuları gönderilen radyofrekans dalgalarıyla titreştirerek bu dokulardan alınan sinyalleri görüntüye dönüştürme esasına dayanır. Mamografi meme kanseri tanısında henüz istenilen sensitivitede değildir . Bu yetersizlik yeni arayışlara yol açmış ve MR memenin incelenmesinde kullanılmaya başlanmıştır. MR yüksek kontrast rezolüsyona sahip olması, multiplanar görüntü alabilme yeteneği, iyonizan radyasyon içermemesi, dinamik kontrastlı görüntülemeye olanak sağlaması gibi özellikleri nedeniyle mamografi ve US’ye ek olarak, özellikle seçilmiş olgularda uygulanabilen tanı koydurucu ve problem çözücü konuma gelmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda intravenöz kontrast madde kullanımı ile gizli meme karsinomlarında belirgin kontrast tutulumu saptanmıştır. Kontrastlı dinamik MR’de kontrast tutan lezyon olmaması maligniteyi ekarte etmede önemli kriterdir. MR, memenin malign lezyonlarını saptamada sensitivitesi en yüksek meme görüntüleme yöntemidir. Ayrıca invazif meme kanserini görüntülemede %85-100’lük yüksek sensitiviteye, %30-95’lik düşük spesifisiteye sahiptir. MR, tanıda güçlük çekilen dens memelerde, operasyon ve radyoterapi sonucu oluşan skar dokuları ile tümör rekürrenslerinin ayrımında, implante memelerin değerlendirilmesinde, meme koruyucu cerrahi uygulanacak olgularda çok odaklı tümörlerin tespitinde, göğüs duvarına yerleşen kitlelerde çevre dokulara invazyonun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Morfolojik bulguların ve kontrast tutulum paterninin bir arada değerlendirilmesi ve seçilmiş olgularda konvansiyonel meme MR’ye spektroskopi, difüzyon ve perfüzyon gibi özel sekansların eklenmesi yanlış pozitif tanı oranını azaltacak ve spesifisiteyi yükseltecektir.

Nükleer tıp: Meme sintigrafisi, meme kanserinin teşhisinde çeşitli radyonüklidler kullanılarak gerçekleştirilen noninvaziv bir görüntüleme metodudur. Galyum 67, Tc99m metilen difosfat (MDP) ve işaretli somatostatin analogları ile meme sintigrafisi günümüzde meme kanserinde rutin olarak kullanılmaktadır. Tc99m methoxyizobutylizonitril (MIBI) meme sintigrafisi yüksek sensitiviteye sahip olması ve meme kanseri teşhisinde mamografinin spesifisitesini yükseltmesi nedeniyle meme kanserinin görüntülenmesinde tarama tekniği olarak değerini korumaya devam etmektedir. Bu tetkik aynı zamanda palpe edilebilir meme kitlesi olan hastalarda benign patolojilerin malign patolojilerden ayırd edilmesinde de ek bilgi sağlamaktadır. Flour-18-flourodeoxyglucose-positron emission tomography (F-18-FDG-PET) sadece primer tümörü değil aynı zamanda lenf nodu ve uzak metastazların varlığını da gösterebilmesi, meme dokusu yoğunluğundan etkilenmemesi gibi nedenlerle diğer görüntüleme metodlarına göre daha değerlidir. Fakat görüntülerin amacı hastalığı erken safhada tespit etmektir. Bu nedenle bu tetkikte en büyük kısıtlayıcı faktör küçük meme kanserlerini tespit etmedeki yetersizliğidir. Bu yetersizlik meme kanseri açısından asemptomatik kadınların taranmasında kullanımı sınırlamaktadır.


Termografi: Termografi meme tümörlerinin yaydığı ısının infrared ışınlara duyarlı bir kamera ile kaydedilmesi temeline dayanır. Neoplaziler dışında inflamatuar ve hiperplaziler gibi benign durumlarda da memede ısı artışına neden olacağı için yöntem spesifik değildir. Yüksek oranda yalancı negatif ve yalancı pozitif değerleri nedeniyle rutin tarama amaçlı kullanılmamaktadır.

Galoktografi nedir: Galaktografi, meme başı akıntısı olan hastaların değerlendirilmesinde kullanılan, özel bir kateter aracılığıyla meme başından duktus içine kontrast madde verildikten sonra yapılan mamografik inceleme yöntemidir. Meme başı akıntısı olan hastalarda intraduktal patolojinin tanımlanmasını sağlayan tek yöntemdir. Bu yöntem duktusu parsiyel veya tamamen oblitere eden, mamografi veya klinik muayene ile belirlenemeyen çok küçük kitle lezyonlarını gösterebilmektedir. Ancak araştırmalar galaktografinin tamamen normal olduğu durumlarda kanser varlığı dışlanmayacağı gibi lezyonların galaktografik özelliklerinin benign-malign ayrım için yeterli düzeyde olmadığını göstermiştir. Galaktografide asıl amaç intraduktal lezyonun tam lokalizasyonu ile cerrahi tercihin doğru olarak yapılmasına yardımcı olmaktır.