nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2011 Cumartesi

Nodül Nedir?


Tiroid bezinin içinde normal tiroid dokusundan farklı bir yapıdaki yumru şeklinde veya leblebi , nohut, bazen de nadiren ceviz veya portakal büyüklüğünde olabilen anormal doku büyümelerine nodül adı verilir. Nodüllerle birlikte çoğu zaman tiroid bezi de büyüdüğünden bu hastalığa nodüler guatr adı da verilir.

Bir nodülün hasta ve doktor açısından önemi nodülde kanser olup olmadığının öğrenilmesidir. İkinci önemli nokta ise nodülün aşırı hormon salgılama özelliği olup olmadığının ortaya konmasıdır. 

NODUL VARSA MUTLAKA BİR ENDOKRIN UZMANINA BAŞVURUNUZ. 

Toplumda Her iki Kişiden Birisinde Nodül vardır

Tiroid nodülleri toplumda çok sık görülen bir hastalıktır. Nodüllerin bir kısmı elle fark edilir ve bunların oranı toplumda % 7 civarındadır. İyot yetmezliği olan bölgelerde ise el ile fark edilebilen nodül sıklığı o toplumun % 25’ni bulur. El ile fark edilemeyen küçük nodül sıklığı ise daha fazladır ve ultrason ile tiroid bezleri incelendiğinde veya tarama yapıldığında toplumdaki % 50-60 kişide nodül saptanır. Bunun anlamı neredeyse her iki kişiden birisinde nodül olmasıdır. Ancak kişilerin çoğu bundan habersizdir. İyot yetmezliği olan bölgelerde nodüler guatr 2-3 kat daha fazla görülür.

Nodül Sıklığı yaşla Birlikte Artış Gösterir

Nodül sıklığı yaşla birlikte artar ve kadınlarda erkeklere göre 4 kat daha fazla bulunur. 
Gebelikte tiroid nodülü çapında artma ve yeni nodül oluşumu sıklığında artış vardır. 

Sıcak veya Soğuk Nodül Ne Demektir?

Bir nodülün sıcak veya soğuk olması sintigrafi tetkiki ile ortaya konan bir durumdur. Tiroid sintigrafisi teknesyum 99 isimli bir radyoizotop madde ile çekilir. Damardan verilen bu ilaç tiroid bezine gider. Eğer nodül bu maddeyi tutmaz ise sintigrafi filminde nodül bir boşluk olarak görülür. İlacı içine almayan bu nodüllere ‘’soğuk nodül’’ adı verilir. Verilen ilacı tutan nodüller ise sintigrafide siyah bir şekilde ortaya çıkar. Teknesyumu tutan bu nodüllere ise ‘’sıcak nodül’’ adı verilir. Eğer nodül diğer tiroid dokusuna benzer şekilde ilaç tutarsa bu nodüle ‘’ılık nodül’’ adı verilir. 

Soğuk nodüllerde kanser oranı sıcak nodüllere göre daha fazladır. Buna rağmen sıcak nodüllerde de kanser olabilir. Bu nedenle bütün nodüllere sıcak veya soğuk olsun mutlaka biyopsi yapılmalıdır. Biyopsi iki defa yapıldığı halde iyi huylu çıkanlarda anormal gelişim olmadıkça tekrar biyopsi yapmanın anlamı yoktur.

Kistik Nodül veya Solit Nodül Ne Demektir?

Nodüllerin bir kısmının içinde sıvı birikir ve bunlara kistik nodül adı verilir. İçinde sıvı olmayan sert nodüllere ise solit veya sert nodül adı verilir. Bir nodülün kistik veya solit olup olmadığı tiroid ultrasonu ile anlaşılır. 

Tek Nodül veya Çok Nodül Ne Demektir?

Tiroid bezinde bazen tek nodül, bazen birden fazla nodül olabilir. Tiroid bezinde tek nodül de olsa çok nodül de olsa tiroid kanser oranı % 5’dir. 

Her Nodül Ameliyat Gerektirmez

Nodüler guatrı olan her hastanın ameliyat edilmesi şart değildir. Ameliyat sonrası birkaç yıl içinde %20-30 hastada tekrar nodül gelişmektedir. Bu nedenle ameliyat edilmesi gereken nodüller kanser şüphesi olan nodüllerdir. Bir nodülde kanser olup olmadığı ancak nodüle iğne batırılarak yapılan biyopsi ile anlaşılır. Biyopside kanser yoksa özellikle küçük nodüller için (çapı 2,5 cm den küçük) ameliyat gereksizdir. Ameliyat, ancak biyopside kanser çıkarsa veya kanser yönünden şüphe varsa veya nodül çok büyükse (3cm ve üzeri) o zaman düşünülür. İğne biyopsisinin devreye girmesiyle artık lüzumsuz yere ameliyat olma dönemi kapanmıştır. 

Bu nedenle bütün nodüllerde (sıcak veya soğuk olması fark etmez) biyopsi yapılması gerekir. Nodül küçükse biyopsi ultrason altında yapılır. İyi huylu çıkan bir nodülde böylece lüzumsuz yere yapılacak ameliyattan kurtulunmuş olur. Nodül iyi huylu çıktığı halde gittikçe büyüyorsa veya etrafındaki dokulara baskı belirtileri varsa bu nodüllerde ameliyat gerekebilir.

Nodül saptanan hastaların ilk önce Endokrinoloji uzmanına başvurmaları ve bu uzmanların önerisi doğrultusunda tedavilerini yaptırmaları gerekir. 

Nodüllerde Kanser Sıklığı Ne Kadardır?

Nodüllerin yaklaşık yarısı tiroid bezinde tek nodül olarak bulunurken, geri kalan yarısı ise birden fazla nodül halinde vardır. Yani bazı hastaların bezinde tek nodül varken bazen birden fazla nodül bulunur. El ile yapılan muayenede tek nodül olan hastalarda tiroid ultrasonu yapıldığında daha küçük ilave nodüller de saptanabilir. Tiroid bezinde tek nodül de olsa çok nodül de olsa tüm nodüllerde % 5 oranında kanser olma riski vardır. Sıcak nodüller de kanser sıklığı az ( % 0.23) olmasına rağmen yine de kanser riski vardır. Soğuk nodüllerde kanser riski daha fazladır ( % 5 kadar). 

Hangi Tiroid Nodüllerinde Kanser Olasılığı Yüksektir?

Nodülü olan bir hastada gittikçe ilerleyen yemek yeme zorluğu, ses kalınlaşması veya nefes almada zorluk kanser olma şüphesini artırır. Ancak, kanser olmayan nodüller sinire baskı yaparak ses kalınlaşması yapabilir.

Önceki yıllarda baş veya boyuna yönelik ışın tedavisi (radyoterapi) alan nodüler guatrlı hastalarda ve ailesinde tiroid kanser hikayesi olanlarda kansere eğilim artar. 
Nodüler guatr kadınlarda erkeklere göre dört kat daha fazla görülür. Ancak tiroid kanseri erkeklerde daha çok görülür. 

Erkek olmak, 20 yaşından önce ve 60 yaşından sonra birden nodül gelişmesi kanser için risk oluşturur. Erkeklerdeki nodüllerin % 8’inde kanser saptanırken kadınlarda bu oran %4-5’tir. 

Yavaş veya ani başlayan ağrı veya hassasiyet nodül veya kist içine olan kanama nedeniyle olabilir veya ağrı tiroid bezi iltihabı nedeniyle de gelişebilir ve bu durum habis olmayan bir olaya işaret eder. Ancak bazen yayılmış kanserde de ağrı olabilir.
Nodüler guatrlı bir hastada boyundaki lenf bezlerinin şişmesi, nodülün sert olması, hareket etmemesi ve hızlı bir şekilde büyümesi kanser şüphesini artırır. Nodüllü hastalar Levotiroksin ilacı kullanırken nodül gittikçe büyüyorsa kanser şüphesi artar. Bu nodüllerde tekrar biyopsi yapmak gerekir. Çocuklarda nodül saptanması kanser riskini artırır. Bu nedenle mutlaka biyopsi yapılmalıdır. 

TEDAVİ

Tedavi için Mutlaka bir ENDOKRIN UZMANINA başvurunuz.

KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Tiroid Hastaliklari, İş bankası yayını, 2008


ALINTI

31 Temmuz 2011 Pazar

Sigil Nedir? Çeşitleri Nelerdir?

Sağlık Alanındaki bilgi paylaşımlarımıza Siğil nedir – Siğil Neden Olur ve Nasıl Tedavi edilir Sorularının yanıtları ile devam ediyoruz.
Siğil derinin üst tabakasının bir viral infeksiyon sonucu ortaya çıkan selim tümörlerdir. Siğillere neden olan virüsler human papilloma virus (HPV) olarak adlandırılır. Siğiller sıklıkla ten rengi dokunmakla pürtüklü, sert oluşumlardır ancak koyu renkli, düz ve yumuşakta olabilirler. Siğillerin görünümü yerleştiği alana göre değişmektedir.


Değişik tipteki siğiller şu şekilde sınıflandırılabilir:
Genel siğiller
Ayak tabanı siğilleri
Düz siğiller


Genel siğiller: El parmakları, tırnak çevresi ve el üzerinde gelişir. Çoğunlukla derinin tahrip olduğu alanlarda örneğin tırnak yeme ve tırnak etlerini koparma alanlarında gelişir.


Ayak tabanı siğilleri: Kümeler halinde belirdikleri zaman mozaik siğil olarak adlandırılır. Genel siğillerden farklı olarak çıkıntılı değildirler. Yürüme basıncının etkisi ile derinin içine doğru girmişlerdir. Ayak tabanı siğilleri nasırlarla karıştırılabilirler. Nasır gibi ağrılı ve sert oluşumlardır.


Düz siğiller: Küçük ve daha düz yüzeylidirler. Sayıları çok olabilir 20-100 arasında sayıya ulaşabilirler. Her yerde görülebilirler fakat çocuklarda ve yüzde en çok ortaya çıkarlar. Erişkinlerde erkeklerde sakal bölgesinde, kadınlarda bacaklarda görülebilir. Traş sonucu tahriş sayılarını artırabilir.


Siğiller nasıl bulaşır?


Siğiller kişiden kişiye direk temas veya ortak kullanım alanları veya eşyadan geçer. İlk temastan sonra siğilin ortaya çıkmasına kadar geçen süre ayları bulabilir. Yine de el, ayak ve düz siğillerin kişiye bulaşma olasılığı düşüktür.


Niye bazı kişilerde siğil olur bazılarında olmaz?


Bu gibi insanların virüsle temas sıklığıyla siğilin ortaya çıkışı paraleldir. Siğil virüsleri eğer deride bir şekilde hasar var ise kolaylıkla bulaşabilir. Yine de bazı insanlar çok daha kolay virus kapıp siğil çıkarırlar. Bu kişilerin bağışıklık sisteminin siğil virüsüne direnç düşüklüğü ile de ilgilidir.


Siğiller tedavi edilmeli midir?


Çocuklarda siğiller tedavi edilmeden de aylar veya yıllar içerisinde kendiliğinden iyileşebilir. Yinede siğiller ağrılı , hızla çoğalma gösteriyorsa ve bothersome ise tedavi edilmeleri gerekir. Erişkinlerde çocuklardaki gibi hızlı ve kolayca yok olma söz konusu değildir.


Dermatologlar siğilin tipi ve hastanın yaşına göre uygun tedaviyi belirler.
Genel siğiller: Küçük çocuklarda evede aileleri tarafından uygulanan salisilik asit içeren solüsyon, flaster veya jeller uygulanabilir. Rahatlıkla uygulanılabilen bu tedaviden haftalar sonra yanıt alınabilir. Tedaviye yanıt alınmaya başlanınca ilaçlar yavaşça kesilebilir.
Erişkinler ve büyük çocuklar için kryoterapi (dondurma) tedavisi tercih edilmelidir. Bu tedavi yöntemi pek ağrılı değildir ve genellikle iz kalmaz. Tedavi tekrarları bir hafta ile 3 hafta aralıklarla yapılır. Elektrocerrahi de (koter) yine diğer bir tedavi yöntemidir. Laser tedavileri, diğer ilaç ve yöntemlere yanıt alınmadığı durumlarda kullanılır.


Ayak tabanı siğilleri: Derinin altına doğru girdikleri için tedavisi zordur. Salisilik asitli flaster veya solüsyon ve diğer kimyasal ilaçlar uygulanabilir. Yine bu siğillerde de kryoterapi, elektrocerrahi veya laser gibi cerrahi yöntemler kullanılabilir. Ayak ağrısını azaltmak için uygun ayakkabı ve siğilin yayılmaması için ayağın nemli kalmaması önemlidir.


Düz siğiller: Yukarda sayılan yöntemler bu siğiller içinde geçerlidir. Ancak peeling metodları örneğin salisilik asit, tretionin, glikolik asit gibi denenebilir. Bazı erişkin hastalarda belli aralıklarla tedavi gerekebilir
Siğillerde diğer tedavi yöntemleri nelerdir?
Siğil tedavisinde değişik lazerler kullanılabilir. Ancak lazer hem çok pahalı hemde iğne ile lokal anestezi gerektiren bir yöntemdir.


Ayrıca bir kemoterapik madde olan bleomisin ile de siğil içine injeksiyon yapılarak tedavi yöntemi vardır. Hem ağrılı hem de yan etkileri olan bir tedavi şeklidir.
Immunoterapi yönteminde de siğil üzerine allerjik madde sürülerek o bölgede reaksiyon sağlanır. Böylece tedavi amaçlanır.
Interferon tedavisi de hem pahalı hem de yan etkileri nedeniyle çok özel koşullarda uygulanır.


Doktora görünmeden kendi siğilimi tedavi edebilirmiyim?


Pek çok reçetesiz satılan siğil ilacı mevcuttur. Ancak başka bir oluşumu siğille karıştırabilirsiniz ve ciddi bir risk alabilirsiniz. Tanı ve en uygun tedavi açısından bir dermatoloğun görüşünü almanız gereklidir.


Halk arasında söylenen değişik batıl tedaviler nedir?


Pekçok insane bu tür yöresel batıl tedavilerin etkili olduğuna inanır. Çünkü siğiller özellikle çocuklarda tedavisiz de geçer.Bu iyileşmelerin bu yöntemlerle mi yoksa kendiliğinden mi geçtiği soru işaretlidir.


Tekrar eden siğiller ne gibi bir problemden kaynaklanır?


Bazen eski bir siğil gider gitmez bir yenisi çıkar. Bu olabilir çünkü tedaviden once eski siğilden etrafa virüsler sıçramıştır. Bu anne siğilin bebek siğil doğurmasına benzetilebilir. Bunu engellemenin en iyi yolu virus dağılmadan siğilleri hemen tedavi etmektir.


Siğiller konusunda yeni araştırmalar var mı?


Araştırmalar hızla devam etmektedir. En son beklenen yöntem siğillere karşı aşı geliştirilmesidir. En yakın zamanda en kolay ve en hızlı tedavi yöntemini umuyoruz


Alıntı

26 Temmuz 2011 Salı

Manyetik Rezonans Spektroskopi Nedir

Manyetik Rezonans Spektroskopi Nedir (MRS)


MRS, protonlar arasındaki kimyasal şift farkı kullanılarak, protonların mikroskopik çevreleri hakkında bilgi edinilen bir görüntüleme yöntemidir. Protonların çevresinde hareket halinde bulunan negatif yüklü iyonlar protonlar üzerinde “shielding” (gölgelenme) etki göstermekte ve magnetin proton üzerine olan etkisini kısmen değiştirmektedir. Su ve yağ dokusunda bulunan protonlar farklı kimyasal ilişkiler içinde olduğundan salınım frekansı (kimyasal şift) farklı olacaktır. Bu kimyasal şift farkı ile incelenen dokudaki metabolitler tanımlanabilmekte ve miktarı belirlenebilmektedir.


Karaciğer spektroskopi incelemelerinde single-voksel spektroskopi yöntemi kullanılmakta olup, inceleme multieko single-shot tekniklerinden “Point REsolved

Spectroscopy” (PRESS) ya da “STimulated Echo Acquisition Mode” (STEAM) ile gerçekleştirilebilmektedir. STEAM’da 90°-90°-90° puls sekans kullanılırken, PRESS’te daha uzun “time of echo” (TE) ile 90°-180°-180° puls sekans kullanılmaktadır. PRESS tekniği daha yüksek “signal-noise ratio”ya (SNR) sahip olduğundan metabolit kantifikasyonu için daha uygundur. Ancak, yağ metabolitlerinin belirlenmesinde yüksek SNR’ye ihtiyaç olmaması ve PRESS’in kantifikasyon hatalarına daha duyarlı olması sebebiyle STEAM karaciğer spektroskopisinde öne çıkmaktadır. İncelenecek alana yerleştirilecek vokselin ana damarları içermemesi ve abdominal yağ dokusundan etkilenim olmaması için, karın duvarı iç sınırından 10 mm uzakta olması önemlidir

Intravenoz Pyelografi Nedir IVP

İntravenöz pyelografi (IVP)


İntravenöz yolla dolaşıma verilen kontrast maddenin böbreklerde konsantrasyonu ve toplayıcı sisteme atılması temeline dayanan üriner sistemin temel tanı yöntemidir. Günümüzdeki temel endikasyonu hematüri, üriner sistem kalkülleri, üreter fistül ve darlıkları ve kompleks üriner sistem infeksiyonlarının araştırılmasıdır. Ayrıca böbrek travmasında, jinekolojik ve kolorektal malignensi operasyonlarından önce üreterleri, transplantasyonlarda ise donörün böbreklerini değerlendirmede kullanılır. Tetkikten bir gün önce hafif bir akşam yemeğinden iki saat sonra müshil verilerek hastanın barsaklarının temizlenmesi sağlanır. İncelemeye yatarak direkt batın grafisi ile başlanır. İntravenöz kontrastlı incelemede düşük ya da yüksek osmolariteli suda eriyen iyotlu kontrast maddeler kullanılır. Enjeksiyondan sonra böbrekleri, üreterleri ve mesaneyi görmek amacıyla genellikle 3-5, 7-15 ve 20-30. dakikalarda üç grafi elde edilir. Gerekirse hastaya mesaneye yönelik miksiyon sonrası spot grafi alınır.


Obtrüksiyonlarda birer saat ara ile gerekli durumlarda 24 saat sonra grafiler alınabilir.

IVP esnasında kullanılan kontrast maddelerin %5-10 oranında alerjik reaksiyon yapabilmesi, sınırda böbrek yetmezliği olan ya da DM olan hastalarda %25 oranında renal yetmezliğe neden olabilmesi, gebelik ve tirotoksikoz IVP’nin kullanımını kısıtlayan faktörlerdir.


Retrograd ürografi


Sistoskopi ile üreterlere sokulan kataterden opak madde verilerek kalikslerin, pelvisin ve üreterlerin doldurulmasıdır. Sistoskopi ve kataterizasyon steril şartlar altında yapılır. Kontrast madde dilüe edilmeli ve fluoroskopik kontrol altında verilmelidir. İVP’nin yapılamadığı multipl myelom, yüksek üre, akut yetmezlik hallerinde ve İVP’de görülemeyen pelvikalisiyel sistemin gösterilmesi amacıyla yapılır. Yöntemin enfeksiyon, septisemi, renal papiller nekroz ve ekstravazasyon gibi komplikasyonları sık görülür.

Antegrad pyelografi


İVP ile iyi gösterilemeyen ve retrograd pyelografinin yapılamadığı özellikle obstrüktif üropatili hastalarda, obstrüksiyonun yerini göstermek amacıyla yapılır. Hasta yüzüstü yatırılır. US ya da floroskopik kontrol altında lomber bölgeden doğrudan iğne ile girilerek, genişlemiş pelvis ve kaliksiyel sistem içerisine opak madde verilir. Hasta ayağa kaldırılarak opak maddenin aşağı inmesi sağlandıktan sonra alınan röntgenogramlarla obstrüksiyonun yeri saptanır.

Meme Dansitesi Nedir

Meme Dansitesi


Meme parankimi ve stroma; mamografilerdeki yumuşak doku dansitesinin çoğunluğunu meme parankimi ve destek elemanları olan stroma oluşturur. Normal kadınlarda glandüler yapılar üst dış kadran ve subareoler alanlarda çoğunlukla simetrik olarak bulunur. Ancak belirli bir oranda herhangi bir patoloji olmaksızın parankimal asimetri görülebilir. Mamografik incelemede yağ dokusu radyolüsent görülürken glandüler doku dens görülmektedir.


Premenapozal nullipar kadınlarda glandüler yapılar çok fazladır ve meme volümünün büyük kısmını kapsar. Laktasyonda bu yapılar çok daha belirgindir. Meme glandı daha dens görülür. Bu durumlarda yumuşak doku kitleleri, normal parankimal yapılarla örtülebilir. Postmenapozal kadınlarda ise glandüler yapıların involüsyona uğraması ve yağ dokusunun artmasıyla meme parankim dansitesi belirgin derecede azalır ve yağ dokusundan zengin memelerde yumuşak doku kitleleri kolaylıkla görülebilir.

Mamografik olarak memenin yapısının değerlendirilmesinde glandüler ve stromal yapıların miktarına göre meme parankimi American College of Radiology (ACR) tarafından faklı paternlerde tanımlanmaktadır. Bu paternler Tip I, Tip II, Tip III, Tip IV olarak adlandırılmaktadır. Tip I ve II de glandüler doku miktarı az olup yağ doku miktarının fazla olması nedeniyle mamografik değerlendirmenin duyarlılığı oldukça yüksektir. Buna karşın Tip III ve IV de yağ doku az, glandüler doku miktarı fazla olduğu için mamografik değerlendirmenin duyarlılığı düşmektedir.

Meme hastalıklarının tanısında mamografinin üstün özelliklerine karşı gereksiz biyopsiler, klinisyen- patolog- radyolog görüş birliği problemleri ve en önemlisi ortak bir dil oluşması gerekliliği sonucunda ilki 1993 yılında American Collage of Radiology tarafından açılımı meme görüntüleme raporlama ve bilgi sistemi kelimelerinin (Breast Imaging Reporting And Data System) baş harflerinden oluşan BI-RADS sözlüğü oluşturulmuştur. Sözlük klinik geri dönüşleri ve çalışmalarla güncellenmektedir.

Atlasta mamografi- ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme ilgili başlıklar bulunmaktadır. Bu sınıflama sonucu tetkikin hangi nedenle yapıldığı, önceki inceleme özelliklerini, meme paterni, lezyonları ve önerileri içeren bir raporlama sistemi geliştirilmiştir. Paternlerin tanımlanmasında atlas, mamografik olarak fibroglandüler dokunun tüm memeye oranına göre sınıflama yapmaktadır.

Muir Sendromu Nedir

Muir Sendromu Nedir


Multiple cilt tümörleri ve gastrointestinal sistemin multipl selim ve habis tümörleri ile seyreden otozomal dominant geçişli nadir bir sendromdur. Bu sendromda kadınlarda özellikle menapoz sonrası dönemde olmak üzere meme kanseri oluşma riski oldukça yüksektir. Kadınlarda meme kanseri gelişim riskini artıran faktörler vardır.


Meme kanseri kadınlarda erkeklere göre yüz kat daha fazla sıklıkla görülmektedir. Yirmi yaşın altında ise meme kanseri oldukça nadirdir. 20 yaş sonrasında insidans giderek yükselir ve 45-55 yaşlar arasında plato yapar. 55 yaşından sonra insidansta hızla yükselme izlenmektedir. Aile hikayesinde özellikle anne veya kızkardeşlerinde meme kanseri olan kadınlarda risk daha fazladır. Bunlarda hastalık ortalama 10- 12 yıl daha erken çıkar.


Meme kanserli olgularda karşı memenin kanser geliştirme riski de belirgin şekilde artmıştır. Meme kanserli ailelerde bilateral meme kanseri vakaları insidansı da artmıştır. Özellikle ailede bilateral meme kanser görülmesi genç yaşta meme kanserine yakalanma riskini artırmaktadır. Önceden yapılan meme biyopsilerinde sellüler atipi, atipik duktal hiperplazi, lobüler neoplazi, juvenil papillomatozis görülen kadınlarda meme kanseri riski artmıştır.


Kan grubu (0) olanlarda benign meme hastalıkları, over kistleri ve genç yaşlarda meme kanseri gözlenmiştir. Birçok çalışma geciken menarşın meme kanseri riskini 1/3-1/2 oranında azalttığını göstermiştir. 12 yaşından önce menarş ise insidansı 2 kat artırmaktadır. Erken menarş meme kanseri gelişiminde bir risk faktörüdür. Hiç doğum yapmamış kadınlarda insidansta artış gözlenmiştir. İlk gebeliği 30 yaşından sonra olan kadınlarda meme kanserine yakalanma riski, 18 yaşından sonra ilk gebeliği olanlardan daha yüksektir. Geç menapoza giren kadınlarda da insidans artmış olarak izlenir.

Yüksek östrojen ve progesteron hormon düzeylerinin meme kanseri riskini artırdığı gözlenmiştir. Postmenapozal dönemde yapılan düşük doz hormon replasman tedavisinde ciddi bir risk artışı izlenmemiştir. Ancak yüksek doz hormonun 10-15 yıl ve daha uzun süreli kullanımında meme kanseri riskini 2-3 kat artırdığı görülmüştür. Postmenapozal hormon replasman tedavisi alan kadınların mamografilerinde kadınların %25’inin mamografilerinde meme dansitesinde artış tesbit edilmiştir. Hormon replasman tedavisi %36 vakada memelerde ağrıyı indükler, %17-32 vakada mamografik değişiklikler izlenir. Coğrafi bölgeler arasında da meme kanseri insidansı yönünden belirgin fark görülmüş olup; Hollanda’da yüzbinde 24.19, A.B.D’de yüzbinde 21.38, iken Japon kadınlarda yüzbinde 3.76 olarak hesaplanmıştır. Çevresel faktörlerin etkin olduğu, Amerika’ ya göç eden Japon kadınlarda insidansın arttığı izlenmiştir. Pestisitlere maruz kalanlarda da meme kanseri riski artar (63). Diyetle yağ ve kolesterol alımı çok önemlidir. Kişi başına düşen yağ tüketimi ile meme kanseri arasında direkt korelasyon bulunmuştur. Bu ilişki postmenapozal kadınlarda, premenapozal kadınlara oranla daha şiddetlidir. Postmenapozal obesitede ve kronik alkol kullananlarda da risk artar (63). Radyasyon meme kanserinde de risk faktörüdür. Atom bombasından sonra iyonizan radyasyona maruz kalanlar, postpartum mastit nedeniyle radyoterapi uygulanmış kişiler, tüberküloz nedeni ile floroskopi ile takip edilen hastalar ve radyasyona maruz kalan hayvan modellerinde meme kanseri riskinin arttığı gözlenmiştir (64). Son yıllarda yapılan genetik çalışmalar, özellikle premenapozal meme kanserinin etyolojisinde genetik faktörlerin ön plana çıktığını göstermiştir. Mutasyona uğramış BRCA1 ve BRCA2 genlerini taşıyanlarda meme kanseri riski belirgin artmıştır. Bu genler 17 ve 13. kromozomlar üzerinde yerleşmiştir ve genleri taşıyanlarda yaklaşık %85 oranında meme kanseri görülür. Tüm meme kanserlerinin %5’inde de BRCA1 ve BRCA2 genleri pozitif bulunmuştur.

Kromozom 13’te bulunan resesif retinoblastoma geni bir tümör supressör gendir, bu kromozomda heterojenitenin kaybı premenapozal meme kanserine neden olmaktadır. Kolon kanserinde olduğu gibi 17. kromozomdaki P53 supressör geni de meme kanseri gelişmesinde önemli bir gendir, genin kaybı ile meme kanseri arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Yine erb-B2 onkogeninin meme ve over kanseri prognozunu belirlemede önemli bilgiler verdiği gösterilmiştir.

Meme kanserlerinde majör risk faktörleri aile hikayesi, önceki hikayede meme kanseri olması, genetik olarak yatkınlık, BCRA1 ve BCAC2 genlerini taşıması, önceden geçirilen diğer benign meme hastalıklarıdır.

22 Temmuz 2011 Cuma

Kıl kurdu nedir ve tedavisi nasıl yapılır

Kıl kurdu genelliklede çocuklarda görülen bir parazit çeşididir.  Dişisi 10, erkeği 3 milimetre boyundadır, enterobius vermicularis ismiyle bilinen bağırsak parazitinin nematotlar sınıfına dahil olan parazit, insanlarda kör bağırsak, apandist ve de kalın bağırsakların iç yüzüne tutunup yaşamaktadırlar.


Çamaşıra ve de yatağa dökülüp yaşamaya devam eden yumurtalar yüzünden ailenin bir ferdinde olması demek diğerlerinde de bulunabileceği anlamına gelir. Bu sebeple tüm aile tedavi edilmelidir.


Kıl kurdunun belirtileri;


·         En belirgin olan belirtisi özelliklede gece makattaki kaşınmadır. Sebebi ise olgun dişi parazitlerin yumurta bırakmak üzere aşağı doğru hareket etmesidir.


·         Huzursuzluk


·         Uykusuzluk

·         Altını ıslatma


·         Ağızdan salya akıp yastığı ıslatma


·         Kaşınmanın sebep olduğu makat kısmında egzama ile iltihaplı yaraların oluşması



Kıl kurdunun tedavisi;


Tüm ailenin tedavi olması gereklidir. Yemek yemeden önce ve de tuvalet ihtiyacınızı giderdikten sonra ellerinizi mutlaka sabunla güzelce yıkamalısınız. Çocuklarda ise, makat bölgesini kaşıdıktan sonra, ellerini ağızlarına götürmelerine engel olunmalıdır, tırnakları kısa kesilmeli.


Hekimin verdiği ilaçlar düzenli olarak kullanılmalıdır.